Türkiye’nin Önde Gelen Üniversitelerinden Biriyiz
peuterey jakke canada goose jakke pris woolrich parka timberland norge timberland boots woolrich arctic parka uggs vintersko parajumper jakke uggs votter belstaff jakke canada goose pris moncler jacket belstaff jacket barbour jakke canada goose expedition parka dame barbour jakke dame canada goose expedition parka barbour norge moncler vest
Türkiye’nin Önde Gelen Üniversitelerinden Biriyiz
Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın;
22.10.2016 17:05:20

 

 

 

Türkiye’nin Önde Gelen Üniversitelerinden Biriyiz

 

 

 

Medipol Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında hızla büyüyen bir üniversite olma özelliğini sürdürüyor. Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın kendimize en yakın rakip seçtiğimiz İstanbul Üniversitesi 500 yıllık… Medipol Üniversitesi’nin 6 yılda aldığı mesafe başka süreçlerle 50-60 yılda alınan mesafelere eşdeğer olduğunu söyledi.


Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın “Bugün üniversitemiz Haliç ve Kavacık yerleşkeleri ile Bağcılar’daki Eğitim Hastanemizle Türkiye’nin sayılı üniversiteleri arasına girmiş durumdadır” dedi.

 

Medipol Üniversitesi’nin bugün geldiği noktayı anlatabilir misiniz?
Medipol Üniversitesi yasal olarak 2009 yılında kuruldu ama üniversitenin fiili açılışı 2010 yılıdır. Üniversite olarak bu altı yılı dolu dolu geçirdiğimizi söyleyebilirim. Medipol Üniversitesi’nin kurucu gücü olan Türkiye Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı(TESA) aslında Medipol Sağlık Grubu’nun kurduğu bir vakıftır. Medipol adı Türkiye’de sağlıkla özdeşleşmiştir. Medipol denince insanların aklına hastane ve sağlık hizmeti gelir. Bizde Medipol Üniversitesi olarak en iyi bildiğimiz ve en fazla tecrübeli olduğumuz alandan yani tıptan başladık. Sağlık alanında başta tıp olmak üzere, diş hekimliği, eczacılık ve sağlık bilimleri fakültesinde hızla elde etmiş olduğumuz bu başarımızı, üniversitenin diğer bölümlerine yaymak üzere harekete geçtik. Şuanda 12 fakülte, 1 yüksekokul, 3 enstitü ve 4 meslek yüksekokulu olan bir üniversite hacmine ulaştık. Üniversite olarak hem sağlık bilimlerinde hem sosyal bilimlerde hem de mühendislik ve fen bilimlerinde iddialı olmaya çalışıyoruz. Medipol Üniversitesi sağlıkta iddialı olmasına gerek kalmayacak kadar kendini kanıtlamış bir üniversitedir.

 

Bu yıl ilk defa tıp fakültemiz mezun verecek. Tıp fakülteleri üniversitelerin topluma açılan pencereleri veya topluma uzanan elleri gibidir. Üniversite tıp fakültesi mantığıyla kurulduğu zaman uygulama sahasıyla çok daha rahat ilişki kurabiliyor ve üniversite-sanayi işbirliği dediğimiz kavram aslında bizzat yaşanarak gelişiyor. Medipol Üniversitesi sağlıkta kazandığı bazı gelenekleri hızlı bir şekilde diğer bölümlere aktarıyor. Medipol Üniversitesi adını ciddi olarak araştırma sahasında duyurmuş durumda. Şuanda üniversitemizde 6 araştırma merkezimiz var. Bunlardan en önemlisi de Rejeneratif ve Restoratif Tıp Araştırmaları Merkezi. Biz diğer üniversitelerin aksine Medipol Üniversitesi’nde araştırma alanlarını monodisipliner veya multidisipliner değil, interdisipliner bir alan haline getirmeye çalışıyoruz.

 

Medipol Üniversitesi sağlık alanında özelleştiği için, Türkiye’de sağlık sektörü içinde var olan ve yasal olarak tanımlanmış tüm sağlık mesleklerinin eğitimini veriyor. Bir şekilde sağlıkçı olmak isteyen kişi yükseköğretimin bütün düzeylerinde ve bütün alanlarında Medipol’de eğitim alma şansı elde edebilir. Üniversitemiz örgün gündüz eğitimin yansı sıra hem ikinci öğretimleriyle hem de şimdilik sağlıktaki uzaktan eğitimiyle, eğitimin bütün yöntemlerini kapsamaya çalışıyor. Üniversitemizde diş hekimliği ve tıp fakültesinde İngilizce eğitimlere başladık. Hatta Uluslararası Tıp Fakültesi adıyla tamamen İngilizce eğitim yapan ikinci bir tıp fakültesi açtık. Şuanda 10 ayrı lisans programında yüzde 100 burslu eğitim yapıyoruz. Burada da bir vakıf üniversitesi olmanın kimliğini ve sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyoruz.

 

Türkiye’deki tıp eğitimi daha çok klinisyen yetiştirmeye odaklı bir eğitimdir. Çünkü Türkiye’nin yıllardır sağlık hizmeti ve doktor açığı vardır. Hatta doktorluk yasayla zorunlu olarak istihdam imkânı verilen tek meslektir. Bu yüzden Türkiye’deki tıp eğitimi bilhassa klinik eğitimi hem araştırmadan hem de temel bilimlerden biraz uzaklaşmıştır, doğrudan klinik uygulamaya yönelmiştir.

 

Bu açıdan ülkemizde kaliteli bilim adamı açığı yaşanıyor. Bizim Uluslararası Tıp Fakültesi’ndeki müfredatımız, normal tıp fakültesindeki müfredattan farklılık arz ediyor. Normal tıp fakültesi öğrencileri hızlıca kliniğe adapte olabilecek şekilde yetiştirirken, biz Uluslararası Tıp Fakültesi’nde öğrencilerimizi mesleki beceri komitelerinde daha çok araştırmaya ve laboratuarlara oryante halinde yetiştirmeye çalışıyoruz. Üniversitemiz bugün için Kavacık kuzey kampüsüyle beraber 40 bin metrekarelik kapalı alanda hizmet veriyor. Önümüzdeki yıl taşınacağımız ana kampüs inşaatı tamamlandığında 400 bin metrekarelik kapalı alana sahip bir üniversite olacağız. Kampüs projemiz konferans salonundan spor salonuna, yüzme havuzundan alışveriş merkezine kadar birçok şeyi kapsayan bir konsepte inşa ediliyor. Bu sayede şehrin içinde yer alan bir kampüs üniversitesi olacağız.



Akademik kadronuzdan bahseder misiniz?

Şuanda 500 civarında akademik kadromuz, 6 bin lisans öğrencimiz, 4 bin ön lisans, bin yüksek lisans ve doktora öğrencimiz var. Üniversitemizin genel politikası her şeyden önce akademisyen arkadaşlarımızın, öğretim üyelerimizin bu kurumu benimsemesi. Biz partime öğretim üyesi istihdam etmeyi kabul etmiyoruz. Bizim üniversitemizde çalışacak öğretim üyesi kadrolu ve tam zamanlı olmalıdır. Onun tek geliri ve başarısını bağladığı kurum burası olmalıdır. Üniversitemizde kadrolu olup kısmi zamanlı çalışan hiç kimse yoktur. Buna özellikle dikkat ediyoruz. Kurum kimliği oluşturmada ve üniversitenin hızlı bir şekilde akademik kimliğini camiada kabul ettirmesi açısından bu önemli bir faktördür. Şu anda birçok bölümde yabancı dil programları açıyor olmamız, bizi yurtdışından öğretim üyesi transfer etmeye yöneltmiş durumda.

 

Yurt imkanlarınız var mı?
Hem erkek hem kız öğrenci yurdumuz var. Çok hızlı büyüme gösterdiğimiz için şuanda mevcut kız öğrenci yurdumuz ihtiyaca cevap vermiyor. Şuan ki yurdumuz 550 kişi kapasiteli, dışarıda anlaşmalı olduğumuz yurtlarla birlikte yaklaşık bin öğrencimizi yurda yerleştirmiş durumdayız. Güney yerleşkemizde inşaatı devam eden 2 bin kişilik kız öğrenci yurdumuzu Eylül ayına yetiştirmeyi hedefliyoruz.

 

Öğrenci profilinizden de bahseder misiniz?
Medipol Üniversitesi olarak açıldığımız günden beri bilhassa sağlık alanında kontenjan doluluğu açısından hiçbir sorun yaşamadık, o yüzden de yurtdışı öğrenciye çok fazla yönelmedik. Ama buna rağmen şuanda lisans düzeyinde 400 civarında yabancı öğrencimiz var, yüksek lisans düzeyindeyse daha fazla. Buda araştırma üniversitesi olma iddiamızın bugünlerdeki yansımasının bir kanıtıdır. Şuanda ülke bakanlıkları düzeyinde bilhassa sağlık temalı eğitim talepleri alıyoruz. O taleplerle ilgili görüşmelerimiz devam ediyor. Zaten Uluslararası Tıp Fakültesi kurma fikrimizde böyle bir ihtiyaçtan doğdu. Bu ihtiyaca cevap vermeye başlayınca, birçok programımız Türkçe ve İngilizce eğitim yapan programlara dönüşmeye başladı. Bu doğal olarak yabancı öğrenciye yönelmemize fırsat tanıyacak. Önümüzdeki yıllarda üniversitemizde yabancı öğrenci sayısının çok hızlı artacağını tahmin ediyorum.


Öğrencilere tercih konusunda tavsiyeleriniz neler olacak?
Öğrencilere en çok tavsiyem, ailenin telkinleri ve talepleri her zaman yanlış olmayabilir. Ama ana faktör öğrencinin kendisini mutlu hissedeceği ve başarılı olacağına inandığı alanı seçmesidir. Öğrencilerin ilk önce ‘Ben ne yaparsam mutlu bir gelecek elde ederim?’ soruna cevap aramalarını öneriyorum. Bu cevabı verdikten sonra ‘Böyle bir alanı hangi üniversite ve hangi şehirde okumalıyım?’ sorusu gündeme gelmeli. Ayrıca öğrenci değişim programlarına katılmaları çok önemli, kısa sürelide olsa yabancı bir ülkede eğitim almaları öğrencilerin vizyonunu değiştirir. Dolayısıyla bütün bu faktörleri bir araya getirerek tercih yapmalarını öneriyorum.

 

Vakıf üniversitelerinin bugünkü konumunu hakkında neler söylemek istersiniz?
Günümüzde vakıf-devlet ayrımı hala çok tartışmalıdır ama vakıf üniversiteleri son 20 yılın üniversiteleridir. Hatta belli dönemdeki altı, yedi üniversiteyi saymazsak geri kalan vakıf üniversiteleri son 10 yılın üniversiteleridir. Bu açıdan ülkemizde vakıf üniversiteleri henüz genel üniversite kavramı içinde tam olarak yerleşmiş bir algıya sahip değil. Aslında her üniversitenin bir geleneği olmalıdır. Öğrenci üniversiteye gittiği zaman o üniversitenin geleneğiyle karşılaşmalıdır. Tabii ki bu bir süreç ve zaman gerektirir. Kendimize en yakın rakip seçtiğimiz İstanbul Üniversitesi 500 yıllık. Medipol Üniversitesi’nin 6 yılda aldığı mesafe başka süreçlerle 50-60 yılda alınan mesafelere eşdeğerdir.

 

Günümüzde vakıf üniversiteleri artısıyla, eksisiyle çok tartışılır olsa bile; rekabet gücü çok fazla olan, esnek davranabilen, hızlı karar verebilen ve hızlı yatırım yapabilen bir üniversite anlayışını ülkemizde yerleştiriyor. O yüzden vakıf üniversiteleri Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir üniversite grubudur.


Türkiye’de eğitim sistemini genel anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anaokulundan başlayıp üniversiteye kadar tüm süreci kapsayan temel bir sorunumuz var. Oda küçük yaştan itibaren öğrencilerin ilgi ve yetenek alanlarının hangileri olduğunu keşfeden, tespit eden bir eğitim sistemimizin olmaması. Öğrencileri önceden keşfedecek metotlar geliştirmemiz ve onları yeteneklerine, ilgi alanlarına hatta duygularıyla paralel gidecek alanlara yönlendirmemiz gerekir. Şuan için öğrencileri belli baraj olan sınavlara yarış atı gibi yetiştirip, bu sınavda aldığı puana göre yönlendirmek gibi bir zorunluluğumuz var. Özellikle test usulü sınav geçmeye endekslenmiş öğrencilerimiz üniversiteye geldiğinde analitik düşünemiyor. Hâlbuki analitik düşünme yeteneği üniversitede çok gerekli, öğrenciye araştırmacı bir kişilik kazandırıp oraya yönlendirmek için onun bu potansiyelini görmemiz gerekiyor ama biz bunu keşfetmekte çok zorlanıyoruz. Belki daha anaokulunda yapılması gereken şeyi bu yıllarda yapmaya uğraşıyoruz. Dolayısıyla ister istemez üniversitelerdeki müfredatlarda bu modelle, bu kalıpla gelmiş öğrenciye yönelik olmaya zorlanıyor. Aksi takdirde öğrenci zorlanıyor, bununla birlikte yetişmiş olan öğretim üyesi tipimizde buna paralel gelişiyor. Çünkü oda aynı eğitim modelinden geliyor.

 

O nedenle eğitimde öncelikle bunu kırmamız lazım. Ama bunu kıramamamızın bir nedeni de ülkemizde halen üniversite eğitiminin bir meslek edindirme eğitimi zannedilmesi. Bu aslında dünyadaki genel üniversite kavramıyla düşünüldüğünde kabul edilemez bir durumdur. Üniversite insana bir yükseköğretim verir. Bu açıdan meslek alanlarıyla yükseköğretim alanlarını bir şekilde birbirinden ayrıştıracak bir model geliştirilmesi gerekiyor. Biz meslek liselerini yeterince desteklemeyerek hatta geçmişte katsayılarla baltalayarak, ülkemizdeki meslek eğitimini öldürmüş durumdayız. Şimdi bu açığı üniversitelerdeki iki yıllık meslek yüksekokullarıyla kapatmaya çalışıyoruz. Üniversite sınavını geçerek gelmiş, mesleğin ne olduğunu bilmeyen, sadece puanından dolayı öyle bir bölümü tercih etmek zorunda kalmış bir öğrenciye, siz o mesleği edindirmeye çalışıyorsunuz. Hâlbuki her meslek usta-çırak ilişkisiyle gelişir ve mesleğe küçük yaştan başlanır. Dolayısıyla biz aslında bilinçli ya da bilinçsiz katsayı uygulamalarıyla öldürdüğümüz meslek lisesi eğitimini, şimdi palyatif yöntemlerle, iki yıllık meslek yüksekokullarıyla kapatmaya çalışarak bir anlamda yükseköğretiminde içini boşaltıyoruz. Bu açıdan yükseköğretimi meslek eğitimi açısından ele almamız, lisans mezunu olmayla meslek sahibi olmanın anlayışını tartışmaya açmamız ve ezbere dayalı, analitik olmayan eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmemiz lazım. Bilgi almaya dayalı değil bilgi üretmeye dayalı bir eğitim modelini üniversite modelinde oluşturmamız gerekiyor.
 

Haberin Fotoğraf Galerisi

HAVA DURUMU
İSTANBUL
İstanbul
PİYASALAR
  Alış Satış
DOLAR 3,8872 3,8942
EURO 4,577 4,5853
STERLİN 5,1418 5,1686
ALTIN
ANKET

                 Sonuçları gör.