‘’Türkiye’de Uluslararası Akreditasyona Girmiş Tek Üniversiteyiz’’
peuterey jakke canada goose jakke pris woolrich parka timberland norge timberland boots woolrich arctic parka uggs vintersko parajumper jakke uggs votter belstaff jakke canada goose pris moncler jacket belstaff jacket barbour jakke canada goose expedition parka dame barbour jakke dame canada goose expedition parka barbour norge moncler vest
‘’Türkiye’de Uluslararası Akreditasyona Girmiş Tek Üniversiteyiz’’
İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu;
22.10.2016 19:07:22

 

 

 

‘’Türkiye’de Uluslararası Akreditasyona

 

Girmiş Tek Üniversiteyiz’’

 

 

 

1996 yılında kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi, bugün 25 bin öğrencisiyle Türkiye’deki en iyi vakıf üniversitelerinden biri. Uluslararası programlarının zenginliği ile gerçek bir dünya üniversitesi konumunda olan İstanbul Bilgi Üniversitesi, dünyanın en büyük üniversiteler ağı Laureate International Universities’in Türkiye’deki tek üyesi!

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin vakıf veya devlet olarak Türkiye’deki uluslararası akreditasyona girmiş tek üniversite olduğunu dile getiren İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu; “Bu Avrupa Birliği’ne girmekten daha zor bir proses. Şuanda Bilgi Üniversitesi bu 5 yıllık sürecin son aşamasında, inşallah bu Kasım ayında akreditasyonunu tamamlamış olacak. Bu sayede Bilgi Üniversitesi, dünyanın en iyi üniversiteleriyle aynı kurumsal standartlara sahip olduğunu uluslararası olarak tescillemiş Türkiye’deki tek üniversite olacak” dedi.

 

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi kurulduğu günden bu yana koyduğunuz hedeflerinizin neresinde?
Türkiye’deki türbülanslara rağmen şuanda hem sayısal hem nitelik hem de nicelik anlamında önde gittiğimizi görüyoruz. Tabi bu iyi bir ekip, iyi bir strateji, iyi bir planlama ve farklılaşma işi. Bunları yapabildiğimiz içinde o anlamda iyiyiz, zaten marka değeri ölçümlerinde Bilgi Üniversitesi hep önde çıkıyor. Hayal olarak benim istediğim yerde değiliz ama mantıklı bir şekilde adım adım gitmek gerekiyor. Bizde adım adım kendimize bir hedef ve strateji koyduk ve o yolda ilerliyoruz.

 

Stratejilerinizi genellikle ne kadar süreyle belirliyorsunuz?
Genelde 5 yıllık planlıyoruz. Başkanlık anlamında bu benim üçüncü 5 yılım, ilk beş yıl hamlemiz tam teşekküllü bir üniversite olma yolundaydı. İkincisi beş yıl hem kaliteyi hem sayıyı artırma dönemiydi. Üçüncü beş yıl kalite üzerinde odaklanma ve bu manada belirli alanlarda araştırmaya giden bir üniversite olmaktı. Şuanda üçüncü evreyi başlattık. Büyüme hızımızı son beş seneye göre biraz daha iyi başlatacağız. Yatırımları daha çok kalite süreçlerine ve araştırmaya yönelteceğiz. Biz kendimize dört alan seçtik. Bunlardan biri genetik, biri siber güvenlik, biri de ekonomi alanı, dördüncü alanımız ise henüz kesinleşmedi.

 

Bugün itibariyle üniversitenizde kaç öğrenci ve akademisyen var?
Şu anda 4 yerleşkemizde toplam 25 bin öğrencimiz var. Beş yıllık plan içerisinde 42 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Öğretim üyesi ve öğretim görevlisi anlamında da 800’e yakın hocamız var.

 

Türkiye’nin başka illerinde kampüs açmayı düşünüyor musunuz?
Benim hayallerim gerçek olsaydı şuan Türkiye’de 4 ilde vardık. Ama belirli kurallar ve bazı kanunlar bize engel olabiliyor. Umarım bunları aşarız, aşamazsak da kendi planımız İstanbul’da büyüme üzerine. Buralarda kampüslerimizi büyüteceğiz, bu anlamda yatırımlarımız olacak. Yakın zamanda Dolapdere’deki kampüsümüzden çıkacağız. Çünkü orası artık bir turizm bölgesi haline gelmeye başladı. Burasını merkez olarak kullanacağız. Gişeler ve batısı tarafında bir yatırıma geçeceğiz. Şuanda Kozyatağı’nda başladık, orda devam edeceğiz.

 

Bu sene yeni bölümler açacak mısınız?
İzin alırsak açılacak. Başvurduğumuz 19 bölüm var, tahmin ediyorum 13 civarı bölüm gelecek. Tıp ve diş hekimliği bölümümüz onaylandı ama bu seneye yetişmiyor, gelecek seneye kaldı. Onun dışında Sağlık Meslek Yüksekokulu’muz fakülte haline gelecek. 2012’de 101 bölümümüz vardı, bu sene sonu itibariyle 210 bölümümüz olacak. Türkiye’de ilk online bölümü açan üniversiteyiz, şu anda bütün bölümlerimizde hibrit modele geçiyoruz.

 

Üniversitelerin ihtisaslaşma konusuna ilişkin neler söyleyeceksiniz?
Ben her iki modeli de doğru görüyorum. Biz her segmentte her alanda olmaya karar verdik. Meslek yüksekokulu, yüksekokullar, lisans ve yüksek lisans şeklinde her alanda varız. Bunu hakkıyla yapan çok üniversite yok. Biz her alanda varız dedik ve akademik modelimizi ona göre değiştirdik. Artık öğrencinin gideceği yere kadar tespit ediyoruz, sonrasında orda ne öğrendiğini anlamak içinde ölçümler yapıyoruz. Biz kişinin çalışırken değil, okuldayken öğrenip çalışma hayatına hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla iletişim fakültesi içerisindeki dersliği bir çalışma yeri olarak ayarladık. Öğrencinin bilimi uygulayabileceği bir ortam yarattık, çok büyük bir yatırımla gerçek bir stüdyo kurduk. En son teknolojilerle yapılan bir stüdyo ve çoğu kanalda böyle bir yatırım yok. Bunu diğer bölümlerde de uygulayacağız ve her alanın içine muhakkak çalışma ortamını da koyacağız.


Ülkemizde son dönemlerde pek çok yeni üniversite kuruldu. Bu kadar üniversiteye ihtiyaç var mı?
Eski sistemde olduğu gibi sadece 52 tane devlet, 23 tane vakıf üniversitesiyle bu iş çözülemez. Bu süreçleri geçmek zorundayız. Türkiye üzerine Suriye’den ciddi bir yük aldı. Bugün resmi sayımlara göre 3.5 milyon, gayri resmi sayımlara göre 4.5 milyon Suriyeli var. Bunun 1.6 milyonu İstanbul’da ve yaklaşık 1 milyonu genç. Biz istatistiklerde genelde Türk öğrenciye bakıyoruz ama artık Suriyeli öğrenciye de bakmak zorundayız. Çünkü ülkede 12 yıl mecburi eğitim var ve Türkiye artık o öğrenciyi de sistem içine dâhil edip bir şekilde alttan yukarıya kadar götürecek. Bu öğrenciler üniversite çağına geldiğinde yüzde 50’si devam etse ciddi bir rakam oluşuyor. Bu meyanda da içerisinde yeterli sayıda öğretim üyesi ve öğretim görevlisi bulunan üniversiteler kurmanız lazım. YÖK muhakkak bu konuda hesabını yapıyordur ama yeterli olduğunu sanmıyorum. Sadece sayı karşılamayla bir ülkeye çağ atlatamazsınız, öncelikle sistemin sorunlarının çözülmesi gerekiyor.

 

Üniversitelerin çıktısından herkes şikâyetçi, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şuanda mezunların ölçümü diye bir şey yok. Sadece iş hayatında veya iş çevresinde duyduklarımız var. Ben ölçemediğiniz hiçbir şeyin üzerine yorum yapmayın diyorum. Biz girdiyi çok güzel ölçüyoruz, artık herkes bu konuda eksper oldu. Fakat çıktıyı ölçen bir sistem yok. Her yeni kurulan üniversite çok iyi iş çıkaracak diye bir şey yok, kimse kendi kendini kandırmasın. Üniversite ancak belirli süre sonra üniversiteleşmeye gidebiliyor. Bu sadece vakıf üniversiteleri için değil devlet üniversiteleri içinde geçerli.

 

Peki, nasıl bir yöntem uygulanabilir?
Eğer rekabeti artıracaksanız ve yeni oluşturduğunuz üniversiteleri de rekabetin içine sokup daha yukarıya çekmek istiyorsanız tek bir yöntem var. Oda öğrenciyi girerken ve çıkarken ölçmeniz gerekiyor. Üniversitede üçüncü sene sonunda girişte uyguladığımız gibi bir sınav daha yapalım ve çıktıya bakalım. Eğer bir üniversite yüzüncü sıradan aldığı öğrenciyi ellinci sıraya çekerse, o zaman o üniversite iyi bir iş yapıyordur. Ama yüzüncü sıradan alıp bininci sıraya düşürüyorsa o zaman orda bir sorun var demektir. Buna göre de ödüllendirme yoluna gidersiniz, teşvik verirsiniz, stratejik planına bakıp araştırma alanında bir şey isteniyorsa bütçesini denkleştirirsiniz. Kafanıza göre her üniversiteye şu kadar bütçe veriyorum demezsiniz. İşte o zaman vakıf ve devlet üniversiteleri kendilerini zorlayacak mı zorlamayacak mı bakarsınız. Eğer tüm sistemi rekabet ettirecekseniz devletin artık her öğrenciye bir bütçe ayırması gerekiyor. Devlet ayırdığı bütçeyi eşit şartlarda bölmeye başlarsa herkes her öğrenciyi alma derdinden daha iyi öğrenci alma derdine düşer. Öğrencide girdi ve çıktının ölçüldüğünü gördüğü için iyi iş çıkaran üniversiteye girmeye çalışır. Ancak bunu yaparsanız bu iş çözülür başka türlü hayatta çözülmez.


Üniversitelerin akredite olmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz bu anlamda neler yapıyorsunuz?
Akreditasyonun ne olduğunu yöneticiler dahi bilmiyorlar, içeriğini anlamıyorlar. Dünyada normlar bellidir ve bu iş en iyi Amerika’da yapılıyor. Amerika’da belirli normlar var ve oradaki akredite kuruluşları ya bütün kurumu ya da belirli bölümleri ölçüyorlar. Kendine güvenmeyen iyi olduğu bölümleri ölçtürür ki bu bir tanıtım stratejisidir. Asıl kurumsal olarak değerlendirmeye girmeniz lazım.

 

Bilgi Üniversitesi vakıf veya devlet olarak Türkiye’deki uluslararası akreditasyona girmiş olan tek üniversitedir. UC Berkeley, Stanford, UCLA gibi dünyada ilk onda yer alan kurumları akredite eden WASC, bizi de akredite ediyor. Şuanda Bilgi Üniversitesi bu 5 yıllık sürecin son aşamasında, inşallah bu Kasım ayında akreditasyonunu tamamlamış olacak. Bu Avrupa Birliği’ne girmekten daha zor bir proses, çok fazla detay var, her şeyinizi değiştiriyorsunuz ve devamlı girdi, çıktınız kontrol ediliyor. Ama uluslararası bir üniversite olabilmenin yolu da buradan geçiyor. Bu sayede Bilgi Üniversitesi, dünyanın en iyi üniversiteleriyle aynı kurumsal standartlara sahip olduğunu uluslararası olarak tescillemiş Türkiye’deki tek üniversite olacak.

 

Dolayısıyla bizim artık akredite edilmemize gerek yok, biz o süreçleri zaten bitirdik. Türkiye’de daha buna yakın bir akredite sistemi oluşmadı ama eminim oluşacak. Şuanda 200 tane üniversiteyi birden akredite etmeye çalışacaklar. Bu iş nasıl olacak bilemiyorum, biz 5 yıldır uğraşıyoruz, hepsinin akredite olması 100 yıllık bir süreç demek. Ne kadar sürede yapılacak? Kiminle yapılacak? Akredite yapanların akreditasyonla ilgili bilgileri veya deneyimleri nedir? Bunu bağımsız olanlar mı yapacak yoksa bir şekilde bağımlı yaparak bağımsız gibi mi gösterilecek? Bunların hepsi birer tartışma konusu. Ama bu iş bağımsız olmadığı sürece olmaz.

 

Türkiye’de vakıf üniversitesi kimliği tam olarak oturdu mu?
Maalesef vakıf üniversiteleri belirli artık yol almış ve yeni kurulanlar diye ikiye ayrıldı. Bu sene bazı olaylar yaşandı. Ben daha önce bu sorunların yaşanacağını o yüzden vakıf üniversitelerine kurulma imkânı kadar çıkış imkânı sağlanması gerektiğini çok söyledim. Başta her şey güzel ama yıllar sonra ne olacağını kimse düşünmüyor.

 

Hiçbir vakıf kurucusu tarafından devam ettirilmez, kurucuların kurduğu ve üyeleri tarafından devam ettirilir. Önemli olan bir vakıf üniversitesine bir şey olacaksa vâkıfı da devretme, değiştirme veya birleşme imkânı sağlamaktır. Asıl çözüm budur. Bıraksınlar üniversiteler kendi aralarında birleşebilsinler. Bundan daha iyi bir şey olmaz, buna engel olunmasın. Ben geçen sene bu yıl için 5 tane üniversite kapatılacak dedim. Şuanda İpek, Haliç ve Şifa gündemde, en az iki tane daha geliyor.

 

Peki, kanunlar engel olmasa üniversitelerin birleşmeye yaklaşımı nasıl olur?
Bir mütevelli heyeti başkanı olarak ben direk bakarım, biz şuan dört alanda varız ona göre stratejik partner olarak bir tanesini seçebilirim ve şunu iddia ediyorum bugünden çok daha iyi duruma gelirim. İlaç firmalarının, hastanelerin birleşmelerine engel yokta niye eğitimde birleşmeye engel var anlamıyorum. Zorda olanı güçlünün altına koyarsanız absorbe eder ve o sorunda ortadan kalkar. Böyle tek başına bırakırsanız sonra herkes yem olur. O üniversiteler için parasal olarak sıkıntı çıktı deniliyor, o zaman niye denetimlerde görmediniz ya da denetimlerde bu ortaya çıktıysa sorun büyüyünceye kadar niye devam ettirdiniz? Bunu şuan ki YÖK Başkanıyla ilgili söylemiyorum. Bu üniversitelerle ilgili sorun on senedir var ve bunu biliyordunuz. Şimdi cenaze bu yönetime kaldı, o zaman niye bu yönetim günah keçisi olsun? Çünkü sistem yanlış. Haliç Üniversitesi’ne beş sene önce birleşme imkânı tanısaydınız bugün hiçbir sorunları olmazdı, ortaya çok daha güçlü bir ortam çıkardı. Çünkü sağlık bilimlerinde, spor alanlarında güçlü bir üniversite, İstanbul’da eminim ki onlarla birleşebilecek en az üç, dört tane vakıf üniversite vardır.

 

Bahsettiğiniz üniversitelerin paralel yapının kontrolünde olduğu söyleniyor. Bundan dolayı mı üzerlerine gidildi?
Eminim ki oda vardır, o üniversitenin kurulmasına imkân sağlayanlarda belli. Bir kişi yoldan çıktıysa cezasını verirsiniz ama üniversiteye ceza vermezsiniz. Şuanda yapılanlarla öğrencilerin diploma değeri sıfıra çekiliyor. Öğrenci ‘ben şu üniversiteden mezun oldum’ diyemiyor. O mevcut üniversitede okuyan binlerce öğrenci aynı cemaatten değil, böyle yaparak o cemaatten olmayanları da cezalandırıyorsunuz. Üniversitenin bir günahı yok ki, üniversite suçlu değil ki yöneticisi suçlu. Gider yöneticisini alırsın, yargılarsın koyarsın kenara, üniversite yeni yöneticisiyle yeni yönetimiyle devam eder. Bu kadar tantana koparmaya gerek yok. Bir üniversiteyi kapattığınız vakit bu çok büyük bir etki alanı yapar. Şuanda çok kritik bir dönemden geçiriyoruz, yanlış şeyler yapılıyor. Kapatma değimi zaten yanlış, kapatma diye bir şey olmaz. Bu üniversiteler kolay kurulmuyor, milyonlarca parayla kuruluyor. Eğer yöneticisi suçluysa yöneticisini yargılayın, üniversiteyi değil.

 

Vakıf Üniversiteleri Birliği’ndeki çalışmalarınız nasıl gidiyor? Şuanda birliğe bağlı kaç üniversite var?
Şuanda 36 üniversite var ama rakamsal olarak öğrenci sayısı açısından yüzde 85. Birlikte geçen seneye göre genelde sorunlardan ziyade çözümler konuşulmaya başlanmıştı. Ama şu dönemde sadece sorunlar ve sistemin nereye doğru gittiği konuşulmaya başlandı. Maalesef üniversitelere yatırım yapan çoğu yatırımcı artık çok temkinli davranıyor yani yatırımcı kaçıyor. Çünkü ne olacağından emin değil. Buda ciddi sıkıntı yaratıyor. Şimdi biz bunları konuşur hale geldik, eğitim konuşmamaya başladık ve bu tehlikeli bir boyut. Umarım bu dönemi çabuk geçiririz. Üniversiteler kapatılıyor imajı yaratmak kadar kötü bir şey yok. Ölümü bekleyen belki 20 üniversite var. Şu anda bizi yarın mı öldürecekler, bugün mü öldürecekler yoksa ayakta mı tutacaklar tarzında bir ortam var ve bu hoş değil. Nasıl ki Haliç, İpek ve Şifa ile ilgili karar aldınız o zaman uygulamaya geçin. Onlar her gün acaba bana ne olacak diye bekliyor, böyle yaşanmaz, yatırım yapacaksa da yapmaz.

 

Eğitim sektörü bir anda frene bastı, hükümet politikasını uygulayanlar bunun farkında değil. Eğitim sektöründe artık yatırım yapılmıyor, kimse bu toz duman kalkmadan yatırım yapmaz. Şuanda eğitim sektöründe bir travma yaşanıyor ve çoğu insan bunun farkında değil. YÖK olarak kararınızı alın yapacaklarınızı yapın artık önümüze bakalım, sistem yürüsün. Cemaat üniversitelerini de cezalandırmayın, yöneticisini görevinden alın ve onlara birileriyle birleşme imkânı sağlayın. Zaten onayını da siz veriyorsunuz, beğenmediğinizi onaylamazsınız.

 

Siz bu sıkıntıları ve çözüm önerilerinizi YÖK’te dile getirmiyor musunuz?
Getiriyoruz. Ama bu iş sadece YÖK’le bitmiyor. Bu işle ilgili Cumhurbaşkanımızdan, Başbakanımızdan, YÖK Başkanından, Milli Eğitim Bakanından oluşan bir kriz masası oluşması lazım. Çünkü herkes endişeli, bize çok acil bir eylem planı lazım.


Türkiye’de yayınların ne kadarı patente dönüşüyor veya alınan patentlerin ne kadarı işe yarıyor?
Burada da yine sistemsel bir sorun var. Sistemi rekabet ettirmezsek patentte oluşmaz, buluşta. Bütçenin çoğu TÜBİTAK’a gidiyor. Peki, Türkiye’de bir alanda araştırma ve patent dediğimizde ilk akla gelen TÜBİTAK’tan ne çıkıyor? Hiçbir şey, TÜBİTAK’ın dünyada son 20 senede aldığı ciddi bir patenti yok. Güneş enerjisiyle arabayı zaten herkes yapıyor, artık elektrikli araba dönemine geçildi ama biz halen güneş enerjisiyle çalışan araba yarışları düzenliyoruz. Ayrıca ben niye TÜBİTAK’a gitmek veya oradakileri ikna etmek zorundayım, bu ülkede Bilim Bakanlığı denilen bir kurum var. Burada önemli olan serbestiyet, TÜBİTAK beni yönlendirmesin, TÜBİTAK benim stratejimi nerden bilecek ki!


Zaten TÜBİTAK’tan daha iyi bir ekibe sahibim. Dolayısıyla patent sayısından ziyade bence patent sayısının neden çıkmadığını anlamamız lazım. Yıllardır patent çıkmıyor hep arka plandayız, PISA’da da arka sıradayız. İlk 500 de iki, üç üniversitemiz var diye gurur duyuyoruz ama artık böyle olmaz orda kaldık, bir yere gidemiyoruz. Ama bu TÜBİTAK’ın sorunu değil. Ona o bütçeyi verenlerin sorunu, denetlemesi de eksik olunca ortaya bir sonuç çıkmıyor. O bütçe oraya dağılmamalı, o bütçe üniversitelere dağılmalı, arkası takip edilmeli ve o üniversitelere bir hedef koyulmalı.


Son olarak eklemek istedikleriniz, gençlere vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Gençler hep gönüllerindekini tercih etsinler. Çünkü tercihlerini kendileri yaşayacak. Zaten gönüllerindeki doğal olarak iş hayatında hem değişecek hem de bu yapılar değiştikçe onlar adapte olmak zorunda kalacak. O nedenle önemli olan onun yapısal niteliğini kazanmaları. Dolayısıyla gençler gönüllerinde ne varsa onu yazsınlar.

 

Haberin Fotoğraf Galerisi

HAVA DURUMU
İSTANBUL
İstanbul
PİYASALAR
  Alış Satış
DOLAR 3,4757 3,482
EURO 4,1725 4,1801
STERLİN 4,6968 4,7212
ALTIN
ANKET

                 Sonuçları gör.